skip to Main Content
Şafak Yazıları I

Şafak Yazıları I

Şafak Yazıları, din, felsefe ve metafizik konular üzerinde yoğunlaşmış bir akademisyen olarak tanıdığımız Prof. Dr. Mahmud Erol Kılıç’ın, 2017 yılı boyunca Yeni Şafak gazetesindeki köşesinde dünya ahvali üzerinde geniş bir yelpazede yazdığı yazılardan oluşuyor. 2008 – 2018 yılları arasında yürüttüğü diplomatik görev dolayısıyla başta İslâm dünyası olmak üzere yeryüzünün en ücra köşelerine kadar giderek yerinde gözlemleme imkânı bulan Kılıç, bu seyahatlerden toplumsal, siyasal ve dinî konular üzerinde can alıcı tespitler çıkarıyor. Bireysel ve toplumsal sorunlara salt güncel politika, istihbarat ve gazetecilik analizleri üzerinden cevap aramanın ötesinde, Oluş âleminde her olan bitenin kökleri sebepler âlemindedir, görüşünün izlerini sürerek kökten çözümler arıyor. İslâm tasavvuf geleneğinin kaç asırlık tecrübesine sırtını döndüğü için tefekkür gücünü yitiren insanımıza, günlük olanı yorumlarken de kalıcı esaslardan vazgeçmemeyi, meselelere çözümü taşrada değil içeride aramayı hatırlatıyor.

Son yüzyılda nevzuhûr modellerin İslâm dünyasını perişan ettiğini düşünen Kılıç, dünyanın sadece siyasi istikrarını değil düşünce dünyasını da alt üst eden emperyalist devletlerin ötekini “köleleştirme” çalışmalarına karşı varlık gösterebilmenin ancak İslâm metafiziğinin zamana, mekâna ve insana dair yaklaşımları, hikmet, irfan, iz’an kriterleri esas alınarak ilimde, sanatta, siyasette bir Geleneği olmakla mümkün olabileceğini dikkatimize sunuyor.

Şafak Yazıları I

Kitaptan Alıntılar

-Doğrunun ikame edilmediği yeri de sahtelerin dolduracağını unutmamak gerekir. Zira âlemde boşluk yoktur.
-Bu ülkenin normalleşmesi için iki alandan biri olan din alanında da normalleşme ancak yedi asırdır bu toprakların kurucu babaları olan erenlerin, âriflerin İslam'ı ile olacaktır.
Hakikî vâris-i Muhammedî olanlar, tarihte de gördüğümüz kadarıyla, her ne kadar Hz. Peygamber’e yetişememiş olsalar da, kendisiyle veya bazı din büyükleriyle görüşmelerini ya da bazı manevî hallerini setrederler, üstünü örterlerdi. Ellerinde olmadan onlardan bir şey sâdır olursa, bundan da hicap duyarlar, çok utanırlardı. Edep bunu gerektiriyordu.
-Peki, kâmil insanları nasıl ayırt edecek ve hangi kıstaslarla tanıyacağız? Manevî hallerde makam sahibi olmak çok önemlidir. Kâmil insanlar, makamlarında karar kılmıştır. Onlar hiçbir zaman gelgitler içinde değildir.
-Bütünden parçaya inme yöntemi âriflerin dergâhında öğretilen bir varlık felsefesi idi ama o mektebin siyaset mevkiindeki takipçileri siyasi analizlerini de buna göre yaparlardı.
-Kadim gelenekten uzaklaştığımızdan beri, sadece parça üzerinde duran, günlük, gazeteci tarzı diye tâbir edilen analizler öne çıkar oldu.
-Şunu hiç hatırdan çıkarmamalıyız ki emperyalist zihniyetteki devletlerin uluslararası ilişkilere bakışlarının temel dinamiği olan ötekini “köleleştirme”, “gurkalaştırma” niyetlerinde bir değişiklik yoktur. Dil ve üslup daha diplomatik olmuştur, hepsi bu kadar.
Pek çok konuda anlaşamıyoruz, bari gelin bir konumuz olsun anlaşacağımız. Kudüs bizi birleştirsin. Tıpkı Salahaddin’in Türk’ü, Arap’ı, Kürt’ü, Fars’ı bu uğurda birleştirdiği gibi. Kudüs Haçlılardan geri alındığında onun adına Aksâ’da hutbe irad eden Kadı İbn Zeki, “Bir daha asla seni vermeyeceğiz,” dedi. O kadıyı mahcup etmeyelim.
-Gitme Vahhâbî-Selefîlerin yoluna! Ortaya çıkarabildikleri en son ürün, kafa kol kesen bir zalim Müslüman tipidir. Gel sen ecdadının yoluna, âriflerin, erenlerin yoluna. Korkma! Onlar da fıkıh bilirler, onlar da Arapça bilirler, onlar da şeriat nedir bilirler. Mollalıksa esas olan, Molla Hüdavendigar’dır bizim Mollamız, Molla Fenârî’dir bizim Mollamız. İbn Arabî, Mevlânâ, Hâfız, Sâdi, Dâvûd-ı Kayserî, Molla Fenârî, İbn Kemal, Taşköprülüzâde, Kâtip Çelebi hangi mezhepten idiler? Bir bak, sen de o mezhebi tut.
Tevhid’i zevk etmemiş kimseden tevhid sırrı zuhûr etmez. Onlar “fark”tadırlar ve bu yüzden hep tefrika üzere olacaklardır. Dinde böyle olan siyasette de böyledir. Bizim ise Birlik’e ihtiyacımız var.
-Ben derim ki, ülkemin insanının emniyet ve huzur içerisinde yaşaması ancak maceradan uzak, soğukkanlı analizlere bağlıdır. Hakiki manasına erenler müstesna, iki duygusal alan olarak dindarlık ve milliyetçilik bazen kişilerin gözlerini kör edebilmektedir.

Satış Noktaları

Back To Top