skip to Main Content
Şafak Yazıları II

Şafak Yazıları II

“Biz birleştirmeye geldik, ayırmaya değil,” düsturuyla yola çıkarak kökü gelenekte, dayanağı sebepler âleminde olan güncele dair disiplinlerarası değerlendirmelerini Şafak Yazıları ile sunan Prof. Dr. Mahmud Erol Kılıç, bu kez, yine Yeni Şafak gazetesinde, zâhiren daha kısa bir zaman dilimi içinde fakat bâtınen belki de en yoğun dönemlerden birinde kaleme almış olduğu yazılarını Şafak Yazıları II ile okuruyla buluşturuyor. Görünüşte şekle ve surete dayalı işleyen fakat işin özünde dayanaksız tartışmalardan manen bunalıp yeni arayışlar içine giren günümüz insanının bu boşluğu doldurma çabalarına, kökü asırlara uzanan İslam tasavvuf Geleneğinde olan, muhtevası ise fıtratına temayül eden insanoğlunun kadim felsefesini, bilimini, matematiğini işaret eden bütüncül bir mesajı haiz ilim, tarih, edebiyat, kültür ve seyahat yazılarıyla cevap arıyor.

Kendisine Türkiye’nin Endonezya büyükelçiliği görevi tevdi edilinceye kadar ilk kitabın akabindeki dokuz ay boyunca irfan merkezinde haftalık yazılar kaleme alan Mahmud Erol Kılıç, bu vazife ile yazılarına bir virgül koyuyor ve aslında, aynı idrak ile farklı düzlemlerde görevler ifa edeceğini belirtiyor. Zira derviş ol kişidir ki, bulunduğu her mekânın Yaradan’ın mülkü olduğunun bilincindedir.

Bir yeri olmayan insan için her şehir ona yerdir

Derviş nerede gecelerse orası onun sarayıdır

Merd-i Hudâ için maşrık da magrib de garib değildir

Zira her nereye gitse orası ona mülk-i Hudâ’dır

(Hazret-i Hâfız-ı Şîrâzî)

Şafak Yazıları II

Kitaptan Alıntılar

"Tasavvuf kültüründe "mutfak" çok önemli bir yer tutar. Âdeta dervişlerin eğitimlerine başladıkları yerdir. Mevlânâ'nın, 'Hamdım, piştim, oldum' sözü, sembolik olarak yemek terminolojisi ile manevî olgunlaşmanın özdeşleştirildiğinin göstergesidir."
"Kutbüddin Şîrâzî, H. 634'te Şîrâz'da dünyaya gelmiştir. Konya'da "şeyh, muhakkık, mükâşif, kâmilü'l-mükemmel" olarak tanımladığı İbn Arabî'nin görüşlerini Sadreddin Konevî'den öğrenmiştir. İbn Sina'nın dev tıp eseri el-Kânun üzerine, Sühreverdî'nin Hikmetü'l-İşrâk'ı üzerine şerhler yazmış ve böylece İbn Sina, İbn Arabî ve Sühreverdî sistemlerini bir araya getirmiş bir âlim. Görüyor musunuz Geleneğin kadısını, âlimini, fıkıhçısını? Filozof, sûfî, fakîh. Kaybettiğimiz âlim tipi bu aslında. Modern İslam din anlayışını bunlar belirlemiyor artık."
"Evrenselliği yakalamış sözler hâlâ canlıdır. Hem de ne canlı! Bugün Birleşmiş Milletler'in Cenevre ofisinin girişinde bile Sâdî'nin, 'Benî âdem âzâ-yı yek-dîgerend' diye başlayan o meşhur sözü yazar. Hem de pek çok dile tercüme edilerek. Türkçe olarak der ki: 'Âdemoğulları aynı vücudun uzuvlarıdırlar. 
Zira aynı cevherden yaratılmışlardır
. Felek bir uzva elem getirirse, öbürlerinin huzuru kalmaz. Ey başkalarının acısıyla kaygılanmayan kişi!
 Sana insan demek yakışmaz."
"Nasıl insan-ı kâmili bizim arzularımız doğrultusunda sabitleyemiyorsak Kadir gecesini de takvim yapraklarına sabitleyemeyiz. Zira dinamik bir arayış süreci bu. Mevlânâ’nın, 'Neyi arıyorsan osun sen!' sözünde olduğu gibi 'bulmak ve aramak' birbiri ile et-kemik gibi ilintili. Aramadan bulamazsın. Arama senden, bulma ise ikram. Bu manada aslında araştırmakla bulmuş olmuyorsun. İstediğin için ikram ediliyor sana. İstemezsen alamazsın. İstemek, yolculuk hazırlığının birinci şartı. İsteyen yani tâlip olacaksın. Tâlip olmayan vâsıl olamaz."
"Kadir’le karşılaşmak için hazır olmak, istekli olmak lazım. Arzulamak lazım. Tıpkı insanı tanımak için, insan-ı kâmili tanımak için hazır olmak gerektiği gibi. 'Sen Mevlânâ ol, Şems gelir seni bulur' demişler. Sen kadir kıymet bil, Kadir bulur seni.
Kâdir Mevlâ’m hepimizi kadir kıymet bilenlerden eylesin ve Kadir’i bulanlardan eylesin."

Satış Noktaları

Back To Top