skip to Main Content
Tasavvuf Notları

Tasavvuf Notları

“Tasavvuf, salih amel ve iyi ahlaktır.

Sufi, hiç olandır.”

Tasavvuf çalışmalarında dünya çapındaki en yetkin isimlerden biri olan Profesör Annemarie Schimmel,Tasavvuf Notları‘nda tasavvuf terminolojisi, seyr u sülûk ve nefis mertebeleri gibi temel konulara kısa bir giriş yapmak isteyenler için tasavvufun gerçekte ne olduğunu ve olmadığını evliya menkıbeleriyle net bir biçimde anlatan bir giriş kitabı sunuyor.

Türkçede ilk kez yayımlananTasavvuf Notları, tasavvufî hakikatlerin özünü, bu geleneğin İslam tarihindeki gelişim ve değişim aşamalarını,tarikatlar ile bu tarikatların ortaya çıkıp yayıldığı bölgeleri dâhil edereknet bir şekilde açıklıyor. Halihazırda tasavvufla ilgilenenler için de bilinmeyen detaylardan bahseden ve ufak hatırlatmalar yapan bir el kitabına dönüşüyor.

Tasavvuf Notları

Kitaptan Alıntılar

"Tasavvuf, ilahî güzelliğin ve ruhun özleminin sembolü haline gelen mis kokulu güllerin ve feryad eden bülbüllerin olduğu çiçekli bir bahçe, seyr u sülûkun başındaki derviş için anlaması neredeyse imkânsız olan Arapçanın nazarî çölleri ve çok az kişinin ulaşabileceği en yüksek hikemi bilginin uzaklarda ışıldayan karlı dorukları gibidir."
"9. yüzyıldaki sufîler, en küçük amellerinde dahi ‘vera’, yani titizlik göstermede çok üstündüler. Büyük psikolog El-Muhasibi’nin (ö. 857) parmağında bulunan bir sinirin, Allah rızasına tamamen uygun bir iş yapmak istemediğinde seğirdiği anlatılır."
"Sufiler için, Allah zikrinden başka, kelime-i tevhidin ya da onun sadece ilk kısmının -La ilahe illallah- zikir olarak çekilmesi, her daim en önemli esaslardan olmuştur. Kelime-i tevhid zikri, cehrî, yani sesli olarak bir toplulukta çekildiğinde, Allah kelimesinin sonundaki ‘h’ harfine özellikle dikkat edilir. Bu harf adeta bir soluğun verilmesi, son nefes gibi kelimenin sonunda kaybolur çünkü ‘h’ harfi aynı zamanda Allah’a karşı günahların en büyüğü olan “hüviyet” (benlik) kelimesinde de bulunur."
"Gaflet, sâlikin gayesini kaybettiği tehlikeli bir uyku gibidir."
"En önemli makamlardan biri, maddi ve manevi fakirliktir; çünkü Peygamber aleyhisselam, 'El-fakru fahri' yani, 'Fakirlik benim övüncümdür,' demiştir. Buradaki fakirlik malı mülkü olmamak mânâsına gelmemektedir. Yine de fakirlik, herhangi bir maddi zenginliğe bağımlı olmadığını, onlara ihtiyaç duymadığını gösterircesine tüm mal varlığını pişmanlık duymadan bir anda feda edebilecek kişilerin de makamıdır. Çünkü bu kişiler, 'Allah, her bakımdan sınırsız zengindir, siz ise fakirsiniz,' (Muhammed Suresi, 38) ayetinin mânâsına vâkıftırlar."
"Tevekkül, Allah’ın kulları için neyin iyi neyin kötü olduğunu bildiğine dair şeksiz şüphesiz imandır ve bu makam sufî-meşrep insanların hayatlarını büyük ölçüde şekillendirmektedir."
"Korku ve ümit mânâsına gelen havf ve reca, cennete giderken takılacak iki kanat olarak adlandırılır. Takva ehlinde havf her daim mevcuttur, hatta seyr u sülûkun son mertebelerinde dahi sâlik ‘maşukundan ayrılma korkusu’ yaşar. Bu korkuyu cehennemde yanma korkusundan ayırmak gerekir."
"Makamların en büyüklerinden biri, rıza makamıdır. Rıza, Allah’a tam tevekkül hâlinde olan sâlikin Allah’tan gelen her şeye razı olması ve her şeyi hamd ile karşılaması durumudur."
"İlahî aşk konusunda Kur’ân-ı Kerîm’den delil getirilir. Maide Suresi’nin 54. ayetinde, Allah onları sever ve onlar da Allah’ı severler, denmektedir. Dünyadaki her şey gibi bu aşkın da esas kaynağı Allah’tır, insanın yaptığı sadece bu aşka karşılık vermektir. Ve bu aşkın, Zünnun el-Mısrî’nin de söylediği gibi, haddi hududu yoktur."
"Sufilerin muhabbet vurgusu salih amellerle bir bütün olarak düşünülmelidir; çünkü tabakat kitaplarında anlatıldığına göre İlahî aşk, aynı zamanda hayvan sevgisini olduğu kadar, insanlara tıbben yardım etmeyi de kapsar."
Tasavvuf, hâlihazırda zaten çok zengin olan Arapçaya yeni bir veçhe daha kazandırmıştır: Takva ehlinin sahih deneyimi. Tasavvuf, günümüzde dahi diğer dillerin linguistik gelişimlerinde önemli bir rol oynamaktadır.
Kelime anlamı, yatağı dar olan bir ırmağın sel alıp yatağından taşması demek olan şathiyeler, bilerek ve kasten söylenmezler, vecd hâlindeki coşkulu sâlikin aşkla dolan kalbinden taşan ifadelerdir onlar.
İlahî isimler kendilerini tıpkı bir aynanın parçaları gibi yansıtan Âdem ile zâhir olurlar. Bu anlamda dünya, İlâhi isimlerin birer tecellisidir; yani sadece aynanın yüzü Allah’a dönük olduğunda var olabilir. Aksi hâlde yok olur; çünkü varlığı tamamen Allah’a bağımlıdır. Daha felsefî bir şekilde açıklamak gerekirse, mevcûdat sadece vücûd var olduğu için vardır. Allah’ın zâtı sadece tecelliler vasıtasıyla tahayyül edilebilir. Bu yüzden, herkes kendisinde hâkim olan esma hangisi ise Allah’ı o şekilde algılar.

Satış Noktaları

Back To Top