skip to Main Content
Hâris el-Muhâsibî, 781 ya da 786 yılında Basra'da dünyayı teşrif etti. Genç yaşta, ilim tahsil etmek üzere Bağdat'a gitti. İmam Şâfiî'nin öğrencisi olduğu nakledilir. İlerleyen gençlik dönemlerinde Bağdat'ta hadis meclislerine devam eden Muhâsibî Hazretleri hayatının dönüm noktasını bu dönemde yaşamış, bir zâhid grubuyla tanışmasıyla irfanî-tasavvufî kimliği ön plana çıkmaya başlamıştır. İtikad ve tasavvuf düşüncesi yönüyle Hasan-ı Basrî geleneğine bağlı olduğu düşünülür. Ferîdüddin Attâr'ın Tezkiretü'l-Evliyasında da zikredilen Hâris el-Muhâsibî; Ebu Süleyman ed-Dârânî, Zünnûn-ı Mısrî, Bişr-i Hafî gibi mübarek isimlerden etkilenmiştir.  Tasavvufî düşünceleri ağırlıklı olarak zühd, nefs muhasebesi, havf ve reca kavramları çerçevesinde şekillenmiş, nefs muhasebesine oldukça fazla önem verdiği için "Muhâsibî" olarak anılmıştır. Cüneyd-i Bağdâdî Hazretleri, kendisinin talebesidir. Ayrıca Sehl bin Abdullah et-Tüsterî, Ebu Abdurrahmân es-Sülemî, Hakîm et-Tirmizî, Kuşeyrî gibi mana büyükleri kendisinden etkilenmiştir.    Hâris el-Muhâsibî Hazretleri; kanaat, zühd, ihlas, yakîn, muhabbet, havf, reca gibi kavramları "hal" olarak nitelendirmiş ve tasavvufta "hal" kavramı üzerinde özellikle durmuştur. Bu hallerin Kur'ân ve Sünnet'e dayandırılması gerektiğini söyleyen ilk sufilerden biridir. Riyadan kaçınılması üzerinde özellikle durması melâmetî damarına işaret eder ve ilk dönem sufileri üzerinde derin etkiler bırakmıştır.    Muhâsibî, 850 yılı civarında Hakk'a yürümüş, Hakk âşıklarına, mana sevdalılarına, insanlığa büyük bir manevî miras bırakmıştır.

Yazarın Kitapları

Back To Top